Yolcu360 Blog
Yolcu360 Blog > Gezi Rehberleri > Türkiye Gezi Rehberi > Darüşşifa: Osmanlı’dan Edirne’ye miras kalan bir şifa ocağı

Darüşşifa: Osmanlı’dan Edirne’ye miras kalan bir şifa ocağı

Darüşşifa ülkemiz sınırları içerisinde bir dönem dünyanın merkezi olmuş pek çok yapıdan biri. İnanç merkezleri, eğitim merkezleri, sanat merkezleri… Pek çok medeniyet tüm dünya insanlarını kendisine çeken eserler bırakmıştır ülkemiz topraklarına. Osmanlı’dan da Edirne’ye bir dönem dünyanın sayılı sağlık merkezlerinden biri olan Darüşşifa miras kalmış. Oldukça iyi korunan bu yapıyı sizler için Instagram’ın fenomen seyyahı Gezgininayakizleri hesabının yazarı Cüneyt Durhan gezdi gördü ve yazdı…

Edirne, Osmanlı’ya başkentlik yapmış, dönem eserlerini belki de en iyi koruyan şehirlerimizden. Bu şehre geldiğimde büyük hayranlıkla ve keyifle ziyaret ettiğim Selimiye Cami, Eski Cami, Muradiye Cami ile birlikte Darüşşifa yani Sultan II. Beyazid Külliyesi Sağlık Müzesi. Darüşşifa Sultan II. Beyazid döneminde yapıldığı için müze adını da almış bulunmakta. Müzeyi birkaç kez dolaşmama rağmen her seferinde büyük keyif aldığım yer oldu. Darüşşifa Edirne’de ki Trakya Üniversitesine bağlı bir müze.

Müzeyi ziyaret etmek istediğiniz de müze kartınız var ise ücretsiz, ya da 5 TL ücret ile gezebilirsiniz.  Öğrencilerden ve 65 yaş üstü ziyaretçilerden ise ücret alınmamakta. Edirne’de gezilecek başka noktalar da olduğu göz önünde bulundurulursa yola çıkmadan önce Yolcu360‘tan Edirne araç kiralama tekliflerine bakmanızda fayda var. Böylece şehri daha rahat gezebilirsiniz.

Müze 2004 yılında en iyi Avrupa müzesi ödülü, 2007’de ise Avrupa Kültür Mirası en iyi sunum ödüllü müze ünvanını almış.  Darüşşifa eski dönemde bir hastanedir. Külliyenin içinde 1488 yılında yer alan Darüşşifa 400 yıl boyunca bir çok hastaya sonralarında ise akıl ve ruh sağlığı hastalarına hizmet vermiş.

Darüşşifa : Zamanının ötesinde bir sağlık merkezi

Darüşşifa’da tedavi ücretsiz olarak verilmekteymiş. Medrese de okuyan öğrenciler ise Darüşşifa’da uzman hekim olarak yetiştirilmekteymiş. Bir süre sonra ise sadece ruh hastalarına hizmet vermeye başlamış. Şimdiler de ise manken canlandırmaları ile harika bir müze yaratılmış. Müzeyi ise iki avlu ve şifahaneden oluşuyor. Birinci avluda göz mütahassısı, cerrah ve nöbetçileri odalarından oluşan poliklinikler, kiler, bekçi odaları, akıl hastaları tecrit odası, ilaç olarak şurupların hazırlandığı mutfak ve personel odalarından oluşuyor. İkinci avluda ise eczane ve ilaç depoları bulunmakta. Üçüncü oda ise benim en etkilendiğim oda, burası ise şifahane odası. 5 açık sofadan oluşan şifahane de hastalar şifa ararken bir yandan da  hastaların iyileşmesi için musiki konserler verilmekteymiş.

Külliye medresesi ise dönemin en iyi okullarından birisi olmuş, hastaneye önemli hekimler yetiştirmiş. Evliya Çelebi, medrese için; “Külliyenin içinde Medresetü’l Etıbba ve odalarında talebeler vardır ki, her biri daima Eflatun, Sokrat, Filbos, Aristotales, Galen, Pisagor gibi alimlerden söz eden olgun tabiplerdir, her biri bir fenne yönelip, hekimlik ilminde kıymetli kitaplara değer vererek, âdemoğullarının derdine deva bulmaya çalışırlar.”  diye yazar. Edirne‘ye yolunuz düştüğünde  seyri güzel müzeyi keyifle gezebileceğinizi belirtmek isterim. Keşfetmeniz dileğiyle…

 

Yorum ekle