Yolcu360
Mutlaka gidin

Gülhane Parkı : İstanbul’da mutlaka uğramanız gereken bir gezi durağı

Şiirlere konu olmuş, yetmemiş şarkı yapılıp dillere dolanmış bir yer Gülhane Parkı. İstanbul’un göbeğinde bulunan bu güzel gezi noktasını sizler için gezgin çiftimiz Merve ve Furkan kaleme aldı.

Gülhane Parkı : Tarihi Yarımada’nın akciğeri

En az şiirler kadar güzel ve yine en az onlar kadar renkli.  İstanbul’un gözbebeği Tarihi Yarımada’da yer alan Gülhane Parkı’na daha önce gittiniz mi bilmiyoruz ama eğer gitmediyseniz bu bölgenin aşığı bir çift olarak gidip görmenizi mutlaka ama mutlaka tavsiye ediyoruz.

Gülhane Parkı ’na Ulaşım

İstanbul’un merkezi olan Tarihi Yarımada’ya şehrin her noktasından farklı ulaşım alternatifleri mevcut. Bu konuda size tek önerimiz, insan kalabalığına fazla kalmadan, erken saatlerde gelmeniz buraya. Böylelikle Gülhane Parkı’nın tadını doya doya çıkarabilirsiniz. İstanbul’un bu tarihi bölgesi ve çevresini keyifli bir haftasonu gezisiyle dolaşmak isterseniz Yolcu360’tan İstanbul araç kiralama seçeneklerine bakmayı unutmayın!

Peki neden Gülhane Parkı? İstanbul’un orta yerinde böylesine güzel nefes alabileceğiniz yerler oldukça az da ondan. Gülhane Parkı’nın içerisine girer girmez gözlerinizi renk renk çiçekler, ulu ulu ağaçlar esir alırken, kulaklarınızı da kuş sesleri kuşatıveriyor. İçinize bir huzur hücum ediyor birden. Parkın tarih kokan havası burnunuzun direğine kadar ulaşıyor. İnanılmaz rahatlatıcı bir havası var Gülhane Parkı’nın.

Metropolün göbeğinde doğayla baş başa olmak hem çok garip hem de çok güzel bir duygu. Gittiyseniz anlamışsınızdır zaten cümlelerdeki heyecanımızı ya da giderseniz mutlaka anlayacaksınız.

Gülhane Parkı’nın Tarihi

Oldukça büyük bir alana, yaklaşık olarak 163 dönümlük bir arazi üzerinde kurulmuş olan Gülhane Parkı, 8. yüzyılda Konstantinopolis Üniversitesi olarak hizmet vermeye başlamış bir yer. Osmanlı Dönemi’ne gelindiğinde ise Gülhane Parkı, Topkapı Sarayı’nın dış bahçesi olarak kullanılmaya başlanmış.

O zamanlar da tıpkı şimdiki gibi içinde gül bahçeleri ve Osmanlı sultanlarının dolaştığı bir koru barındırıyormuş Gülhane. Bu güzelliği ortaya çıkaran ilk gül ise buraya 1460’lı yıllarda Fatih Sultan Mehmet zamanında getirilmiş. Siz de tahmin edersiniz ki adını içinde yetiştirilen güllerden almış olan bu tarihi mekan, aradan geçen onca zamandan sonra 1912 yılında düzenlenerek park haline getirilmiş ve halkın hizmetine açılmış.

Tanzimat Fermanı’nın (Gülhane Hatt-ı Hümayunu) Sadrazam Mustafa Reşit Paşa tarafından burada ilan edilmesi sebebiyle Gülhane Parkı’nın adını bolca duyardık tarih kitaplarında. Yani gitmesek de görmesek de fazlasıyla aşinayız buraya aslında.

Kendi adıma ben (yani Merve), Gülhane Parkı’nın adını derslerde duydukça hayal etmeye çalışırdım bu güzelliği. Elinde upuzun bir fermanla uzun boylu kavuklu bir adam canlanırdı gözümde. ☺

Gülhane ile buluşmam ise ilk kez ortaokulda, bir okul gezisinde gerçekleşmişti. Hayallerimden daha büyük ve daha görkemliymiş meğer, o zaman anlamıştım. Şimdilerde ise o yıllara göre çok daha bakımlı, temiz ve güzel. Öyle de olmalı aslında, taaa yüzyıllar öncesinden bize miras kalan böyle güzel bir mekan varsa korunmalı sonuna kadar.

Gülhane Parkı’nı Lale Festivali Zamanında Sakın Kaçırmayın

‘’Adım attığım her karışında kimlerin, hangi padişahların, hangi hükümdarların ayak izi var ayak’’ diye düşünmeden edemediğim Gülhane Parkı’nda bütün mevsimler ayrı güzel tabii ki ama her yıl Nisan ayında başka bir güzelliğe bürünüyor burası. Rengarenk laleler ile bezeniyor her bir köşesi. Bu özel zaman dilimi için parka dikilen laleler insanın içinde de çiçekler açtırıyor adeta. O yüzden, fırsatınız varsa Lale Festivali zamanında mutlaka gidin Gülhane’ye, bu güzelliği kaçırmayın.

Şiirlerin Misafiri Gülhane Parkı

Yazının başında bahsettiğim o şiirin ilginç hikayesini de kısaca aktaralım. Dönemin ünlü şairlerinden Nazım Hikmet, hakkında yakalama kararı çıkması nedeniyle kaçak olarak yaşamaktadır.

Sevgilisi ve Nazım bu kaçak göçek yaşamda özleme fazla dayanamazlar ve bir gün Gülhane Parkı’nda buluşmak üzere sözleşirler. Sevgilisini beklerken Gülhane Parkı’na polisin geldiğini gören Nazım Hikmet, orada bulunan bir ceviz ağacına tırmanır. Sevgilisi de buluşma yerine gelmiştir ancak Nazım yakalanmamak için ağaçtan inemez, sevgilisine de sesini duyuramaz ve ağacın tepesinde o meşhur şiirini yazar;

Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz, 
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda, 
Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz. 
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda. 
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl. 
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril, 
Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil. 
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var. 
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul’a. 
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım. 
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul’u. 
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda. 
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

İlgili Yazılar

Edirne’ye gitmek için 10 sebep / Yaprak ciğer nerede yenir?

Yolcu 360

Şeytan Sofrası ve Şeytan’ın ayak izi / Ayvalık gezi rehberi

Yolcu 360

Dikyamaç Köyü : Müzelik olmuş bir yaşam tarzı / Kamparna / Artvin

Yolcu 360

Yorum Bırak